Elde Var Ankara Derneği’nin kamuoyu ile paylaştığı bu ilk metin, tam da Atatürk’ün Ankara’ya gelişinin 101. yıl dönümünde açılmış Derneğimizin web sitesi üzerinden, 27 Aralık 2020′de kamuoyu ile paylaşılmıştır.
“Uğrunda ölmeye geldik !”
Bir görüşe göre Gazi Mustafa Kemal Paşa vereceği mücadeleyi ve bu mücadelenin merkezinin Ankara olmasını henüz Mondros teslimi sonrası hemen Kasım ayı içinde belirlemişti. Bir başka görüş, sürecin buraya doğru olgunlaştığını dile getirir. Daha ilginci, İttihat ve Terakki’nin yöneticilerinin de Ankara’da ülkenin bir idare merkezini kurmayı savaş sırasında kararlaştırdığı, Enver Paşa’nın da biraz da bu amaçla Ankara’ya gelerek daha sonra meclis olarak kullanılacak binanın İttihat ve Terakki Kulübü olarak yapılmasını istediğinin ileri sürülmesidir.
Gazi Paşa, Ali Fuat Paşa’dan Konya Ereğli’de bulunan karargâhını Ankara’ya aldırmasını daha Şubat 1919’da istediğini biliyoruz. Ankara bir biçimde Kurtuluş Savaşı ve Cumhuriyet Devrimi bağlamında öne çıkmıştı. Zaten Ankara sahip olduğu demiryolu ulaşımı sayesinde askeri açıdan kesinlikle önemli bir noktaydı. Anadolu’nun bağımsızlığını sağlamak için derlenecek kuvvetlerin emperyalizmi püskürtmek için düşman üzerine sevkedilebilecekleri, düşmanınsa ele geçiremeyeceği bir noktaydı. Söz konusu demiryolu, geçen asrın son yıllarında cereyan eden Yunanla savaşımızı kazanmamızda önemli bir rol oynamış, Çarlığın Yunanistan’ı desteklemek için Unkapanı’na göndermeyi bıraktığı buğday açığını Ankara karşılamış, cepheye sevk etmiş, Mehmetçiğin aç kalmasına fırsat vermeyerek savaşın kazanılmasını sağlamıştı.
Gazi Paşa Samsun’a çıktığında, Amasya’ya gittiğinde çıkarlarının sekteye uğramasından huylanan İngiltere ve diğer işgalci emperyalistler dışında bağımsızlık ve devrim ateşinin Anadolu’ya yayılmaya başladığını pek de bilen yoktu. Gözü dönmüş Rum çeteleriyle boğuşan Samsun ahalisi büyük ölçüde gelen kişinin niteliğinden, hatta geldiğinden bile haberdar değildi. Haberdar olan da büyük olasılıkla kendini Rum çetelerinin koyun gibi doğraması için silahlarını almaya gelmiş Bab-ı Ali temsilcisinden huzursuzdu.
Atatürk Erzurum’a sivil bir bağımsızlık önderi olarak adım attığında yaveri kendisini terk etmiş, Kazım Karabekir Paşa’nın ne yapacağıysa kuşkuluydu. Emrinde olduğunu belirttiği an tarihi önemdedir ama bundan bir eminlik olmaması akıllardadır. Erzurum Kongresinde Gazi Paşa arka plana itilmek istenmişken Sivas kenti Ali Galip ile somutlaşır biçimde ikiye bölünmüş, yarısı karşıda yarısı tarafında yer almıştır. Çevre demografisinin karmaşıklığı, bu karmaşıklığı manipüle etmek için uzun yıllardır çalışan misyonerlikle içkin ajanlık ve kışkırtıcılığın ortasında kalması Sivas’ı bütün olarak Atatürk’e varmaktan alıkoyuyordu. Bütün bu süreçler, en başta anılmış olan Ankara’yı yeniden ön plana çıkarıyordu.
18 Aralık’ta Ali Fuat Paşa Heyeti Temsiliye’nin Ankara’ya gelmek üzere yola çıktığı haberini alıyordu. Ali Fuat Paşa bizzat Kırşehir’e giderek yol güvenliğini alıyor, Ankara’da karşılama hazırlığı işini vali vekili Yahya Galip Bey üstleniyordu. Ankara, Eylül ortalarında Damat Ferit emriyle tutuklanan yüz kadar önderinin serbest bırakılmasını istemek üzere Sultan ile görüşmek istemiş, Damat Ferit’in buna izin vermemesi sonrasında iş sertleşince Sultan’ın suratına Ankara telgraf aracılığıyla artık kendini tanımadığını bildirerek valisinin arkasına teneke bağlayıp kovalamıştır. Eylül’den beri Ankara umutla yeni bir devlet, yeni bir ülke için Gazi Paşa’yı heyecanla beklemektedir.
Gazi Paşa yol boyunca Kayseri, Mucur, Kırşehşir’de programını ileri gelenlere, gençlere, halka anlatır, destek ve kuvvet biriktirmeye çabalar. Bu sırada Yahya Galip ve Ankara Polis Müdürü Cemal Bardakçı haldır haldır Seğmen alaylarını, tarikatları, tekkeleri, Ahileri, tekmil Ankara halkını karşılamaya hazırlamaktadır. Alaylar daha 24 Aralık’ta Ankara’da geçitlere başlamış, Seğmenler kılıçlarını çekmiştir. O ana kadar Ankara’da hiç at görmemiş, at kalmadığını sanmakta olan İngiliz ve Fransız işgal birlikleri büyükçe bir şok yaşamaktadır. Zaten önemli bir sayısı olmayan, birer karakol sayılabilecek Gar’daki İngiliz ve İttihat ve Terakki Kulübü binasına yuvalanan Fransızlar şaşkınlık içindedir.
Ancak en büyük şaşkınlığı, sevinci Gazi Paşa yaşar. Issız yollardan, kendi öz yurdunda neredeyse bir ava dönmüş olarak oradan oraya gitmek, var olan sürekli sağlık sorunlarıyla birlikte büyük sıkıntı yaşatmıştır. Gerçi gene dışarıdan çelik gibi gözükmektedir ve çelik gibidir. Ama kurtarılması gereken bir vatan, hürriyete kavuşması gereken bir ulus varken merkezin olmaması büyük sorundur. İşte Ankara, O’nun geldiğinden daha büyük coşku, birlikle ve ikircik olmaksızın O’na varmıştır.
O sırada nüfusunun 20 bin kadar olduğu bilinen kentte Dikmen sırtlarından başlayarak Hükümet Konağına kadar, ama özellikle Gar ve İttihat ve Terakki Kulübü binası önünden geçerek dizilmiş ve Gazi Paşa’yı karşılayan kişi sayısı kimine göre 50 kimine göre 100 bin kişidir. Gar’da İngiliz karakolu önünde bekleyen Seğmenlerin yanına gelen ve hatırlarını, ne yaptıklarını soran Gazi Paşa’ya kılıçları havada “Uğrunda ölmeye geldik” demeleri içten bir meydan okumadır.
Ankara çevre yerleşimlerden akın akın gelen kentli, köylü, esnaf, tarikat ehli, Ahi, Seğmen ve tekmil milletle bağımsızlık ve Cumhuriyet ateşinde yanmaya koşmuştur.
Ankara, Atatürk’ün kendine geldiğinden daha büyük adanmışlıkla koşmuştur Gazi Paşa’sına. Bu coşku ki en son hasta yatağından tek dileği Ankara’ya avdet etmek olmuştur Büyük Kurtarıcının.
Bugün saat 13.10’da Dikmen sırtlarından Genelkurmay kavşağına inen otomobilin yolcusu, yolun zafer dolu sonunu görebildiği Karargâhıyla birlikte yalnız bir kentin, bir ülkenin değil dünya tarihinin akışını değiştirmiştir.














