Yazar: Korkut ERKAN | 16 Mart 2021
1.Dünya Savaşının çıkış nedenlerinden en önemlisi Osmanlı topraklarının paylaşılması, yağmalanması ve “Türklerin Anadolu’dan sürülmesi” amacını taşımaktaydı. Savaş sonunda ortaya konulan Sevr Haritası bunu bütün çıplaklığıyla gösteriyordu.
İttihat ve Terakki iktidarı altında yürütülen vatan savunması ülkede büyük bir yankı yarattı. Türk Ocağı önderlerinden Reşit Galip ve üç arkadaşı, savaşın başından itibaren gönüllü olarak Kafkasya Cephesine katıldı. Savaşın ilerleyen günlerinde ağır soğuk algınlığı nedeniyle karaciğerini de saran zatürre ile karşılaştı. Bütün ısrarlara ve direnmesine rağmen terhis edilerek İstanbul’a gönderildi. Bu acımasız hastalığın izlerini hayatı boyunca taşıdı.
Savaş sonu mütareke günlerinde Talim Terbiyenin destekleriyle 51 dernek ve önemli kişilerin öncülüğünde Prof. Dr. Esat (Işık) başkanlığında Milli Kongre toplandı. İzmir’in işgalinin protesto edilmesi amacıyla kurulan komitede Türk Ocağı adına Reşit Galip ve Halide Edip yer alıyordu.
Fatih, Üsküdar, Kadıköy, Sultanahmet Mitinglerinde İstanbul halkı tek vücut olarak ayağa kalktı. Bu hareket ulusumuzun direniş safında yer almasını sağladı. Miting hazırlıkları boyunca Reşit Galip ve gençler bütün İstanbul’u afiş ve bildirilerle donattılar. Reşit Galip ve arkadaşları, Türk Ocağı’nın temel ilkelerini esas alarak gelişecek işgale karşı “halka doğru” şiarıyla Kütahya ve köylerine giderek aylarca çalıştılar. Milli direnişin altyapısının kurulmasına hizmet ettiler.
Savaşın ilerlediği dönemde Denizli-Aydın cephesinde sağlık ordusunda sertabip olarak görev yaptı. Sakarya Savaşından sonra Sağlık Bakanlığı Hıfzıssıhha Dairesi Başkanlığına getirildi. Ancak hastalığının nüksetmesi üzerine ılıman bir iklime sahip Mersin’e atandı.
17 Mart 1923 tarihinde Atatürk ve Latife Hanım’ın ziyaretinde tarihi konuşmasını yaptı;
“…….Muhterem Gazi Paşa! Sen bu milletin yalnız müncisi (kurtarıcısı), yalnız bir kahramanı değilsin, sen bunlardan daha büyüksün, sen bu milletin bir ferdisin. Senin en birinci büyüklüğün bu milletin bir ferdi olmakla iktifa ve iftihar etmekliğindir.” Sözlerini içeren konuşmasını “Yaşasın Gazi Paşa” diye bitirir.
İki yıl sonra Aydın milletvekili olarak Meclis’e katılır. Türk Tarh Kurumu, Türk Dil Kurumu ve Halkevlerinin kuruluşunda görev alır.
Şeyh Sat İsyanında İstiklal Mahkemesi Üyeliği, Türk Ocakları Merkez Reis Vekilliği, Türk Tarih Cemiyeti Genel Sekreter ve Geçici Başkanlığını yürütür. 19 Eylül 1932 tarihinde Maarif Vekilliği görevine atanır.
- Dünyanın en önde gelenler arasında sayılan Anadolu Medeniyetler Müzesinin,
- Milli Kütüphane kurulmasının temellerini atar.
- Köhneleşmiş İstanbul Üniversitesinde büyük reform hareketini başlatır. Buna direnen öğretim üyeleri görevlerinden ayrılır.
- Yurt dışından özellikle Hitler faşizminden kaçan öğretim üyelerinin katılımını sağlar. Çağdaş üniversitenin yolunu açar.
“TÜRKİYE CUMHURİYETİNİ KURAN TÜRKİYE HALKINA TÜRK MİLLETİ DENİR”
Atatürk 1930 yılında Medeni Bilgiler kitabında bu çok önemli sözüyle “Türk Milleti” kavramını net bir şekilde ortaya koymuştur. Silah elde emperyalizm ve işbirlikçilerin devrimle yenerek, “Türkiye Cumhuriyet kuran Türkiye halkına Türk Milleti” denir.
Bu süreçte 23 Nisan 1933’te Maarif Vekil Reşit Galip;
“Türküm, doğruyum, çalışkanım.
İlkem; küçüklerimi korumak, büyüklerimi saymak,
Yurdumu, milletimi, özümden çok sevmektir.
Ülküm; yükselmek, ileri gitmektir.
Ey Büyük Atatürk !
Açtığın yolda, gösterdiğin hedefe,
Durmadan yürüyeceğime ant içerim.
Varlığım, Türk varlığına armağan olsun.
Ne mutlu Türküm Diyene !”
sözlerini bize armağan etmiştir.
1921 yılında Vatan Şairimiz Mehmet Akif Ersoy, Ankara Hacı Musa Mahallesinde, iç isyanların, Anzavur çetelernin ve emperyalist saldırıların yükseldiği bir dönemde saf duranlara ve Türk Milletine haykırarak; “KORKMA” sözleriyle başlayan İstiklal Marşımızı yazmıştır.
“İstiklal Marşı” ve “Andımız” birbirini tamamlayan ve koparılmaması gereken, milletimize ışık tutan iki büyük eserdir.
Balkan Savaşı ve Kafkasya’da akciğerlerini milletimize feda eden büyük vatansever devrimci Reşit Galip, verem hastalığıyla daha fazla mücadele edememiştir. Ölüme yaklaştığını anlayınca demir karyolasını çalışma odasına aldırır ve üç bir yanı çevreleyen kütüphanesindeki kitaplarıyla, 42 yaşında 4 Mart 1934 Pazar gecesi saat 02,30 da Ankara Keçiören’deki evinde gözlerini kapatır. Bütün serveti 5 lira başucunda durmaktadır.
Büyük Türk Devriminin en önemli önderlerinden Mustafa Necati ve Vasıf Çınar’ın yanında toprağa verilir.
Haydi Ankara;
Onun 23 Nisan 1933 günü Çocuk Haftası açılışındaki, “Büyük Türk yarınının yapıcıları arasına girmek için şimdiden hazırlanın çocuklar! Daima kulağınızda çınlasın ki çalışkan olmayan Türk sayılamaz, ahlakı olmayan Türk olamaz” sözleri, çocuklarımıza vasiyetidir.
Bugün “Andımız” Danıştay kararıyla kaldırıldı. Artık o başta Ankara olmak üzere bütün yurdumuzun yüreğinde heyecanla çarpacak ve hafızasında yaşayacaktır.
Her 23 Nisan yıldönümünde, bizlere anılarıyla ışık tutan üç devrimciyi ziyaret ederek analım ve yaktıkları meşaleyi taşıyalım.




